Hiç bir dinî ve ilmî kaynağı olmayan “uğursuzluk” anlayışına sahip olanlar, hayatlarının her safhasında korku ve endişe içinde bulunurlar.

Aslında hiçbir şeyde uğursuzluk yoktur. Uğursuzluk, herkesin kendinde, kendi yorumunda ve anlayışındadır. Halk arasında sık sık kullanılan; “uğurlu geldi” veya “uğursuz geldi” gibi sözler, birer zan ve kuruntudan ibarettir.

Dinimizce; bazı yaratıkların, zamanların, yerlerin veya maddelerin uğursuz olduğuna inanmak haram kılınmıştır. Resulullah güzel tefe’ülden hoşlanır, uğursuz saymaktan hoşlaşmazdı. 

Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmuştur:
“İslam’da teşe’üm (uğursuz sayma, kötüye yorma) yoktur; en iyisi tefe’ül (iyiye yorma)dır.”
“Eşyada uğursuzluk yoktur, Safer ayında uğursuzluk yoktur, baykuşun ötmesinde bir uğursuzluk yoktur.”
Peygamberimiz yine bir hadislerinde, çeşitli olay veya eşyaya uğursuzluk atfedilmesini kınayarak, “Sizden biri, hoşlanmadığı bir şeyi gördüğünde; ‘Allah’ım, iyilikleri yalnız Sen verir, kötülükleri de yalnız Sen defedersin, Senden başka güç ve kuvvet sahibi yoktur’ desin.” ( buyurmuştur.

Mutlak kudret ve tesir sahibi Allah’tır

İnsanı sebeplere sarılmaktan alıkoyan uğur ve uğursuzluk anlayışı, Hz Peygamber’in tebliğ ettiği İslâm’a ters düşmektedir. Çünkü İslâm’da insanın iradesi, gücü ve teşebbüsü sorumluluğun temelini oluşturur. Uğursuzluk inancının yasak kılınmasındaki asıl sebep de buna inanan kişinin, kendi irade ve gücünü inkâr yanında, tesir etmeyi ve yaratmayı Allah’a değil, bizzat uğursuz saydığı varlığa nispet etmesidir.

Araplar cahiliyet devrinde, karganın ötüşünü kendileri için uğursuz sayarlardı. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, bu gibi şeylere inanmayı kökünden yıktı ve bunların yarar sağlamada veya zararı defetmede hiçbir tesirleri bulunmadığını açıkladı. Bütün kuvvet ve kudretin tesir ve neticenin de Allah’a ait olduğunu bildirerek en sağlam inancı ortaya koydu.

“Uğursuzluk çıkarmak şirktir, uğursuzluk çıkarmak şirktir, uğursuzluk çıkarmak şirktir. (İradesi dışında kalbine uğursuzluk vehmi gelip içinde bazı şeylere karşı nefret duyan) hariç, bizden kimsede bu yoktur. Lakin Allah onu tevekkülle giderir.” 

Burada uğursuzluğa inanmak şirk ilân edilmektedir.

Âlimler, bu durumu şöyle izah ederler; “Bir kimse uğur ya da uğursuz olarak maddelerin kendisine zarar veren, fayda celbeden şeyleri olduğuna inanması sebebiyle şirke düşer. Eğer bir de bu inancı mucibiyle amel ederse sanki Allah’a şirk koşmuş olur ve buna şirk-i hâfi (gizli şirk) denir.

Bir de Allah dışında bir şeyin müstakilen (Allahu Zülcelal’in müsadesi olmadan tek başına) zarar ve fayda vereceği itikadına düşerse bu şirk-i celî (açık şirk) olur.

El-Kâdî der ki: “Resulullah bunu şirk olarak isimlendirdi, çünkü Araplar uğursuz addettikleri şeyi, kötülüğün hasıl olmasına müessir bir sebep biliyorlardı. Esasen esbaba (sebeplere) tesir vermek, şirk-i hafidir. Buna bir cehalet ve kötü itikad inzimân edince durumun ne olacağı açıktır.

Müslüman’ın tavrı nasıl olmalıdır?

Uğursuzluk anlayışına karşı Müslüman’ın tavrı şöyle olmalıdır. Müslüman, Allah ve Resulünün emirlerine uyarak meşru şekilde esbaba tevessül eder; aklın, şeriatın ışığında elinden geleni yapar, neticeyi tevekkülle Allah’a bırakır. Karşısına çıkan olumsuz bir şeyden dolayı, görülen bir varlığa bakarak uğursuzluk anlamı çıkarmaz ve o işini yarım bırakmaz. Müslüman; şunu bunu uğursuz saymayıp işine ve yoluna devam eder ve her halükârda Allah’a dayanıp güvenir. Ancak böylece amaç ve hedefe ulaşabilir.

Bu hususta Peygamberimiz şöyle buyurur: “Bir şeyi uğursuz saydığınız zaman, (işinizi ve yolunuzu bırakmayın) geçip gidin, işinize devam edin ve Allah’a güvenip dayanın.” ; “Bunun en iyisi fe’l (uğur çıkarma)dır. (Uğursuzluk inancı) bir Müslüman’ı yolundan alıkoymasın. Biriniz, hoşlanmadığı bir şey görecek olursa şu duayı okusun. (Allahumme la ye’ti bi’l-hasenâti illa ente ve lâ yedfe’s seyyiâti illâ ente velâ havle ve lâ kuvvete illâ bike.) Yani; “Allah’ım! Hayrı ancak sen verebilirsin, kötülüğü de ancak Sen def edebilirsin. (İbadet, çalışma korunma vs. için muhtaç olduğumuz) güç ve kuvvet de ancak sendendir.”

Buradan anlaşılıyor ki; zaman, mekân veya hayvan ve benzeri şeyleri uğursuz sayma anlayışı, İslâm’dan kaynaklanmamıştır. Tersine, bir şeyi uğursuz sayma anlayışı, İslâm şeriatında haram kılınmıştır. Çünkü mutlak fail (her şeyi yapan yaratan, gerçekleştiren ve takdir eden), gerçek müessir yalnız Allah’tır.

Müslüman, karşılaştığı olayları devamlı hayra yormalıdır. Efendimiz şöyle buyurur: “Ne sirayet (bulaşma) ne de uğursuzluk vardır. Benim fe’li salih, güzel bir kelime hoşuma gider.”

Müslüman, bütün hallerini hayra yoracak ve Allah’tan yardım isteyecektir. Meselâ yola çıkan kimseye ayrılış sırasında “Allah yolunu açık etsin! Allah rast getirsin!” deriz. Çalışan bir kişiye “Kolay gelsin, hayırlı muvaffakiyetler!” deriz. Bu gibi sözler söylemek, hem dua hem nezaket hem de örf ve âdab makamında söylenen, güzel ve yerinde sözlerdir.

 

Sonuç olarak…

Bütün bunlardan sonra şöyle denebilir: Ay ve güneş tutulması, köpek havlaması, baykuş ötmesi, kedi ve köpeğin yoldan yürüyen bir kişinin önünden geçmesi, merdiven altından geçmek, on üç rakamı, salı günü işe başlamak veya yola çıkmak, gece aynaya bakmak veya tırnak kesmek vb. gibi çok şeyde uğursuzluk bulunduğuna inanmak, batıldır.

Zira böyle şeylerde, ne iyilik ne de kötülük vardır. Bir eşyayı bir olayı mutlaka bir şeye yormak gerekiyorsa Peygamber Efendimizin tavsiyesi doğrultusunda, iyiye yormak icap eder.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: