Bediüzzaman da Kur’an’ın tüm insanlık için bir öğüt, sakınan kullar için de bir hidayet kılavuzu olduğunu, “Kur’an-ı Hakim şuurlu insanlara imamdır, cin ve insan topluluğuna mürşiddir, ehl-i kemale rehberdir, ehl-i hakikata öğretmendir…” (Sözler, s. 185) sözleriyle ifade eder.

Cahiliye toplumu bireyleri, Kur’an dışındaki kaynaklardan edindikleri ya da etraflarındaki kişilerden duydukları bilgilerin din olduğunu zanneder, gerçek dinin güzelliklerinden yoksun kalırlar. Herkesin doğruları farklı olduğundan, toplumda birden fazla din yaşanır. Oysa dinin gerçek kaynağı, “Gerçek (hak) Rabbinden (gelen)dir. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma. (Bakara Suresi, 147) ayetiyle de ifade edildiği üzere Kur’an’dır. 

Bu yanlış yolda yürüyenler, Rabb’imizin tüm insanlara kurtuluş rehberi olarak indirdiği Kur’an’da neler yazılı olduğunu merak dahi etmezler. Kafalarındaki soruların cevaplarını ise Allah’ın hiçbir şeyi eksik bırakmadığı Kur’an’da değil, farklı kaynaklarda ararlar.


Oysa Kuran’a bir kitap gözüyle bakmamak gerekir. Allah insanlığa oradan seslenir, sözü çok etkilidir. Kur’an ne diyorsa doğrudur; haktır, emirdir, farzdır. Kuran’ı çok iyi anlamaya çalışıp, Allah’ın işaretlerini takip etmelidir insan. Rabb’imiz hiçbir şeyi boş ve amaçsız yaratmamıştır.


Kitap okudukça birçok insanın kibri, enaniyeti artar. Allah, büyüklenenlerin ‘boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar’ geçirmiştir; ‘bu yüzden başları yukarı kalkıktır.’ (Yasin Suresi, 8 Kur’an’ı okumanın verdiği hissiyat ise farklıdır. “İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler.” der Montaigne. Samimi inananlar da Kur’an’la doldukça Allah’ın sonsuz gücünü kavrar, boyun büker, Rabb’lerine teslim olurlar; onlar “çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler.” (İsra Suresi, 107)

“…Kulları içinde ise Allah’tan ancak alim olanlar ‘içleri titreyerek-korkar’…”(Fatır Suresi, 28) İlim sahibi olabilen, düşünen insanlar içindir Kur’an. Çünkü, gerçekte ilmin kaynağı da Kur’an’dır. Okuduğu her kitapla kibirlenen kişinin aksine, Kur’an okuyan insan, ayetler üzerinde düşünür, ürperen derileri ve kalbi yatışır, Allah’ın eşsiz kudreti karşısında kendi aczini anlar, O’na kul olur!

Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların Ondan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah’ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur. (Zümer Suresi, 23)

Bediüzzaman da Kur’an’ın tüm insanlık için bir öğüt, sakınan kullar için de bir hidayet kılavuzu olduğunu, “Kur’an-ı Hakim şuurlu insanlara imamdır, cin ve insan topluluğuna mürşiddir, ehl-i kemale rehberdir, ehl-i hakikata öğretmendir…” (Sözler, s. 185) sözleriyle ifade eder.

Kur’an yaşam rehberidir. Rehberlik yapabilmesi için de bizim anlayacağımız bir dilde olmalıdır ki, neyi işaret ettiğini/tanıttığını görebilelim. İnsan yabancı bir ülkede kendi dilinde konuşan rehbere ihtiyaç duyarken, yaşamının rehberi anlamadığı bir dilde olabilir mi?..

Anlamalıdır ki, “(Bu Kur’an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir Kitap’tır. (Sad Suresi, 29) ayetiyle emredildiği üzere ayetlerini iyiden iyiye düşünebilmelidir. 

Anlamalıdır ki, “Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır… (Bakara Suresi, 121) ayetiyle tarif edilen müminlerden olmalıdır.


Anlamalıdır ki, Kamer Suresi’ndeki, “Andolsun Biz Kur’an’ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı? (Kamer Suresi, 17, 22, 32, 40) çağrısına icabet etmeli, ayetleri düşünüp öğüt almalıdır.


Aksi halde durumu, “Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir… (Cum’a Suresi, 5) ayetinde söz edilen kitap yüklü eşeğin durumuna benzeyecektir.
 

Kur’an Allah’ın kelamıdır; ülfetle değil, aşkla okuyalım. Kur’an’ı okutan, Kendisini tanıtan, iman ettiren, imanı artıran Allah, Kur’an’ı üzerimizde yük gibi taşımak yerine kalbimize yerleştirsin. Her okumamız, secdelerimizi, kıyamlarımızı artırsın ve bizi karanlıklardan aydınlıklara çıkarsın.
 

Üzerimizdeki gaflet perdeleri kalktıkça aydınlığı, son perde kalktığında ise –Rabb’in dilemesiyle-kurtuluş yollarını görebilmeyi umut edelim…
 

Fuat Türker, Edebiyat Defteri

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: