Allah’a yönelmek hangi yaşta olursa olsun tabii ki çok büyük, çok mübarek bir adım. Fakat böyle bir erteleme gerçekten akla ziyan.

İnsan kulluğu sonraki bir zamana erteledikçe bulunduğu durum müzminleşir, kendisini toparlaması zorlaşır. Atalarımız “bugünün işini yarına bırakma” derken bu gerçeğe de işaret etmiş oluyorlar.

İnsan ayağına gelen fırsatı tepmek istemez. Gece geç saatte de olsa, müşteri gelmeye devam ediyorsa dükkanını kapatmak aklına gelmez. İş sırasında yemeğini bile ihmal eder. Bir araba, bir daire alacağı zaman kırk yere sorar. En güzelini en uygun fiyata almaya çalışır. Sağlığıyla ilgili haberlere de son derece önem verir. Uzun yaşamak için yapması gerekenlere dikkat eder. Canı çekmesine rağmen, sağlığına zarar verir endişesiyle boğazından kısar, kolesterolüm artmasın, kilo almayayım der. Nefsine hakim olamadığında ise suçluluk duyar.
Esasında bütün bunlarda garipsenecek bir durum yok. İnsan ister ki sağlıklı bir hayatı olsun, kira derdinden kurtulsun, bir arabası olsun, çocukları mutlu bir yaşam sürsün. Bütün bu isteklerini bir araya getirdiğinizde, onun aradığının sadece huzur ve mutluluk olduğunu anlarız. Tuttuğu yol ne olursa olsun, dünya üzerinde yaşam süren herkesin hedefi budur.

İnsanın mutlu bir hayat istemesinden tabii ne olabilir. İmkanları değerlendirmesi, zarardan kaçınması insan olmasının bir sonucudur. Bu yüzden her insanın hedefleri, ileriye dair emelleri vardır. Hayalleri ve hedefleri olmayan insan yarından ümidini kesmiş demektir.

İnsanın bu çabasını makul karşılamamızı gerektiren bir neden daha var: Hayata dair başarılar elle tutulur, gözle görülür sonuçlar doğurur. Bir daire veya bir araba alması, çocuğuna iyi bir iş imkanı sağlaması gibi. Sonuçta, çabasının ardından başardığını düşündüğü şeyi kendisi de başkaları da görür. Onu mutlu eden işte budur.

Bir yanılgı

Buraya kadar anlattıklarımızda bir sorun yok. Ancak, insan bütün bir hayatını böyle görülebilir sonuçlara göre düzenlerse, kendisi için son derece önemli bazı hususları göz ardı edebilir. Aşırı derecede dünyevîleştiği için varoluş amacından uzaklaşmaya, sahip olduğu değerlerden ödün vermeye, maddiyatın peşinden sürüklenmeye başlar. Bir müddet sonra öyle bir noktaya gelir ki, kulluğu ertelemeye başlar, haram helal çizgisine dikkat etmez olur.

Dünyalık elde ederek mutlu olma peşinde koşan insan mutluluğu hiçbir zaman tam olarak yakalayamaz. Çünkü isteklerin sonu yok ve sahip oldukça tatmin duygusu değil, tatminsizlik büyüyor. Gerçek zenginliğin kanaat olduğu gerçeğini insanlık bir kez daha yeniden öğreniyor.

Dünyadan nasibini unutmamakla birlikte maneviyata sarılmanın karşılığı da aslında peşin değil midir. Görülüp izlenebilen sonuçlar doğurmaz mı. Elbette sağlam maneviyatın da daha dünyada devşirilen meyveleri var. Mesela Rabbine yaslanan, O’nunla daima irtibatlı bir insanın kalbi huzurla doludur. Kendisiyle ve bütün mevcudatla barış halindedir. Bu halini kendisi de çevresindekiler de görür. Dünyanın mihneti onu sarsamadığı gibi, nimeti de şımartmaz. Huzurdadır, huzur halindedir. Yani bir bakıma gerçek özgürlüğe ulaşmıştır. Mutluluk da bu noktada gerçekleşir zaten.

Kısaca, insanın dünyalık için kendini paralarken manevi hayatını ihmal etmesi önce dünyası için bir kayıptır. Ve ne yazık ki asıl büyük kaybın da ebedi hayatta olmasından korkulur.

Kulluğu ertelemenin ahiretteki bedeli

Maneviyatını ihmal eden insan bunun bedelini huzursuz bir yaşamla daha dünyada öder. Fakat asıl bedelin ölüm sonrasında olmasından endişe etmek gerekir. Bir gün ömür birden bitiverdiğinde, boş bir amel defteri gerçek felaketin ta kendisidir. Bu durumda huzursuz bir dünya hayatı yetmiyormuş gibi ebedi hayatı da mahvolmuş demektir.

Ölüm ansızın gelip çatacak, ikinci bir şans verilmeyecektir. Her gün ahirete uğurladığımız nice insan bir daha dönmeyecek. Bunu gören akl-ı selim sahibi insanın Allah’a kulluğu ertelememesi gerekir. Herhangi bir anda ölümle yüzleşeceğini düşünerek bir an önce Allah’a yönelmek gerekir.

Ertelenen kulluğun bizdeki en büyük göstergelerinden birisi de hacca gidenlerin büyük kısmının yaşlılardan oluşmasıdır. Geçmiş yıllarda başka ülkelerin hacılarıyla bizimkiler arasındaki bariz yaş farkı herkesin dikkatini çekerdi. Kendine çeki düzen verme, ibadete başlama hususunda hacılığın bir dönüm noktası olarak görülmesi bizde haccı ertelemeye sebep oluyordu. Ne de olsa gençlikte dünyadan kâm alınacak, elden ayaktan düşünce de dine diyanete sıra gelecekti.

Allah’a yönelmek hangi yaşta olursa olsun tabii ki çok büyük, çok mübarek bir adım. Fakat böyle bir erteleme gerçekten akla ziyan. İbadete başlamayı hacca erteleyip, gidemeden vefat eden kaç kişi vardır acaba?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: