Allah Yolunda Mücadelede Pasif Kalmak‏

Uzun yıllardır İslam dünyasında yaşanan parçalanmışlığın ve Müslümanların dünyanın çeşitli bölgelerinde gördükleri şiddetin ve zulmün birçok nedeni vardır. Bazı Müslümanların namaz kılmayı, oruç tutup hacca gitmeyi yeterli görmeleri, rahatlarına düşkün olmalarından dolayı özveri isteyen faaliyetlerden uzak durmaları ve diğer Müslümanların sorunları ile ilgilenmemeleri, bu nedenlerin önemli olanlarından birkaçıdır.

 Toplumda, Kur’an’da bildirilenden tamamen farklı, sıradan ve şevksiz bir Müslüman modelinin benimsendiği görülür. İmanî açıdan zayıf, kendini beğenen, din ahlâkının yaygınlaştırılması konusunda kayıtsız olan bu yapıdaki kişi, dünya hayatının para kazanmak, mal- mülk edinmek, evlenmek, çocuk sahibi olmak, çocuklarını büyütmek üzerine kurulu olduğunu zanneder.

 Kuşkusuz bunlar din ahlâkına aykırı davranışlar değildir. Ancak söz ettiğimiz kişinin hatası; Rabb’ine olan sorumluluklarını unutarak, dünya hayatının yalnızca bu dünyevi şeyler üzerine kurulu olduğu yanılgısıyla, din ahlakını tebliğden ve Allah’ın verdiklerini Allah yolunda kullanmaktan kaçınmasıdır. Bu kimselerin en büyük amaçları para kazanmak, çocuklarına iş kurmak, geleceklerini garantiye almak, onları evlendirmektir. Namaz kılar, kurban keser, belirli ibadetleri yapar, vakit buldukça umreye giderler. Kur’an ahlakının yaşanması, anlatılması ve yaygınlaştırılması amacıyla yapılan her türlü girişimde hep geride kalan bu insanlar, yaşananları uzaktan izlemekle yetinirler. Yaşamlarında ve iman anlayışlarında canlı, akılcı ve aktif bir yaklaşımları yoktur.

 Oysa Kur’an ahlakını anlatmak, iyiliği emredip kötülükten menetmek müminler için en önemli sorumluluklardan biridir. Ancak söz ettiğimiz insanlar bu konuda hiçbir çaba içinde olmaz, riske girmezler. Bu kişiler kendileri riske girmedikleri gibi, Allah yolunda mücadele içinde olan, yalnızca Allah için yaşayan Müslümanları saflıkla nitelendirir, eleştirir, onlara dönem dönem atılan iftiralara da hemen inanırlar.

 “Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse…(Hucurat Suresi, 6) ayetinde bildirildiği gibi Kur’an’a uygun yaşamayan bir fasık “haber getirdiğinde”, örneğin medyada bir Müslüman’la ilgili bir haber duyduğunda/okuduğunda bu kişi hemen inanır. Oysa yukarıdaki ayetin devamında Yüce Allah, “…onu ‘etraflıca araştırın’. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.” (Hucurat Suresi, 6) buyurur. Sıcak evinde hiçbir çabanın içinde olmamış bu kişi, Allah rızası için yaşayan, varını yoğunu Allah yolunda harcamış, yaşamın sosyal yönlerinden çekilmiş, her türlü tehlikenin içine girmiş, dolayısıyla her türlü iftiraya, baskıya, zulme maruz kalmış samimi mümini muhatap alan iftiralara kolayca kanar.

Oysa Müslümanlar birbirlerine hüsn-ü zan etmelidirler. Ayette çok açık emredildiği halde, bu kimse Müslüman kardeşi hakkında araştırma yapmadığı gibi, hüsn-ü zan da etmez.

Hatta “Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: “Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım” der. (Nisa Suresi, 72) ayetindeki ifadeyle “onlarla birlikte” olmadığı için sevinir. “Allah korudu bizi, şayet onlarla birlikte olsaydık bizim de başımıza musibetler gelecekti; hakaret görecek, hapse atılacaktık” der. İslam’ın yararına bir başarı gerçekleştiğinde ise şöyle söyler: “Eğer size Allah’tan bir fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da, sanki onunla aranızda hiçbir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der: Keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük ‘kurtuluş ve mutluluğa’ erseydim.” (Nisa Suresi, 73)

Müslüman Kadınların Sorumlulukları

 “Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97)

Kur’an’da kadın ve erkek için iki ayrı mümin modeline rastlanmaz. Mümin kadının yaşamındaki öncelikli hedefi Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak olmalıdır. ‘Boş’ işlerle zamanını geçirmemeli, salih amellerde bulunmalı ve rahmani bir yarış olan hayırda yarışmalıdır.

Samimi Müslüman kadınlar da, erkekler gibi Kur’an ahlâkını yaygınlaştırmak için, Allah’ın emrettiği fikir mücadelesinin içinde olmalıdırlar. Allah’ın emri olan fitne kalmayıncaya kadar mücadele, erkek ya da kadın tüm müminlerin sorumluluğudur. Bu nedenle yaşanan dönem, Müslüman kadın için de yalnızca günlük işlerle uğraşan ev kızı olma zamanı değildir. Kadınlar için örnek olan sahabe hanımlar evlerinde boş oturmayı seçmemişlerdi. O kutlu kadınlar, Müslümanlar arasında yiğitçe mücadele vermişlerdi. Tebliğ faaliyetleri, sohbetler yapmışlardı. Günümüzde de Müslüman kadının görevi yalnızca eş ve annelikle sınırlanamaz. Müslüman kadın dini anlatmada pasif durumda kalmamalı, kişilik sahibi, cesur ve atak bir tavır içerisinde olmalıdır.

Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)

Müslüman Tam Bir Teslimiyetle Teslim Olmalıdır

Mümin, Allah’a kendisini tam anlamıyla teslim eden insandır. Tüm kutlu peygamber ve elçiler, onlarla birlikte hareket eden müminler, yaşamları süresince Allah yolunda hizmet, gayret ve mücadele içinde olmuşlardı. Peygamberimizle birlikte hicret eden müminler arasında çok fazla sayıda genç vardı. O yaşta, ailelerini de bırakarak tehlikeleri göze alan ve Rabb’lerine teslim olan bu gençler, sonsuz ahiret saadetini kazanmışlardır. Kendilerini tehlikeye atmadıkları için kimilerince ‘uyanık’ olarak görülen ve evlerinde oturmayı tercih edenlerin ise şu an o topraklarda hiçbir izleri yoktur.

İnsanın hedefi; her şeyin üzerinde Allah’ın rahmetidir, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Bazı insanlar yalnızca okuluna, işine gider, paranın, malın, evlenmenin peşinde olur, riskten çekinir. Allah yolunda çaba içinde olan, kendini feda eden, gayret eden müminlerin zayıf akıllı olduğunu düşünüp kendini uyanık ve akıllı görmek, Kur’an’ın mantığına terstir.

Dünya hayatı çok kısadır. İnsan imtihan mekânı olan dünyaya yalnızca doğup, büyüyüp, çoğalıp, ölmek için gelmemiştir; bunlar hayvanların da özellikleridir. İnsanın asıl amacı bunlar değildir. İnsan doğar, Allah’a kul olur, Allah’ın hoşnutluğunu kazanma çabasıyla yaşar, Kur’an ahlakını yaşamaya çalışır, Allah rızası için kendini feda eder ve cenneti hedefler. Risk almadığı için kendisini uyanık zannetmesi, aksine, kişinin uyanık olmadığını gösterir. Uyanık olan, Allah’a tam teslim olan insandır.

Fuat Türker

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: