Bir insanın utanma duygusunu kaybetmesi..‏

1426366_675515312473271_341994974_n
Bir insanın utanma duygusunu kaybetmesi yüzünün kızarmaması artık onun her türlü çirkinliği kötülüğü rahatlıkla işleyebilir hale gelmesi demektir. Çünkü tertemiz yaradılışı ahlâkı bozulmuş saflığını temizliğini yitirmiştir. Suç işlemek öyle bir insan için rahatsız edici olmaktan çıkar. İmkanını bulunca kolaylıkla kötülüğe meyleder.

Halbuki her normal insan yanlış ve çirkin bir şey yapmaktan suç işlerken görülmekten suçlu bilinmekten rahatsız olur. İyilikle anılmaya takdir edilmeye ihtiyaç duyar. Aşağılanmak küçük görülmek istemez. Bir hata işlediği zaman bunun acısını içinde hissedip geri çekilir ve bir daha aynı hataya düşmemeye çalışır.

Rabbinin her an yanında olduğunu unutmayan kişiler ise yalnız oldukları zaman bile bir hata işlemekten imtina eder çekinirler. Bilirler ki onları her an gören biri vardır. Bu yalnızca suçlara verilecek ceza korkusundan kaynaklanan bir durum da değildir. Aynı zamanda Rabblerine duydukları sevginin saygının hürmetin de tabii bir sonucudur.

Böyle insanların insanlar arasında veya yalnızken bir suça cürme tevessül etmesi utanma hissini terkedip ahlâksızlığı edepsizliği edinmesi zordur. Hata işleseler dahi hemen tevbe edip tekrar yollarına dönerler. Hatalarında ısrar etmezler.

Yüce Mevlâmız da insanların yaratılışının bozulmaması için şeytanın hilelerinden emin olacakları korunaklı bir alan vahyetmiş emir ve yasaklarına riayet edilmesi halinde insanların tuzaklardan kurtulacağını şeytanın onlara bir zarar veremeyeceğini belirtmiştir.

Bu bakımdan dinimiz ahlâkı koruyacak ve onu daha güzelleştirecek prensipleri ortaya koyar. Güzel ahlâkın en mükemmel örneği olan Fahr-i Kâinat s.a.v. Efendimiz’e uyanların güzel ahlâkı edinmelerini kemalâta olgunluğa ulaşmalarını sağlar. En zayıftan en güçlüye gençten yaşlıya her mümini koruma altına alır. Müslüman olmayanların da insanca yaşayabilecekleri bir dünyanın oluşması için gerekli ilkeleri insanlığa sunar.

Bu nedenle müslümanların dinlerine sadakatı bütün insanlar için büyük öneme sahiptir. Zamanın şartları demeden Allah Tealâ’nın emir ve yasaklarına riayet etmek kendilerini müslüman ahlâkının sınırları içinde muhafaza etmek [,] müslümanların yeryüzünde yapacakları en büyük iyiliktir. Onlar kendilerini korumayı başardıklarında dünyada yaşanan bunca kötülük bu kadar hayat imkanı bulamayacak yaygınlaşamayacaktır.

Oysa İslâm’ın dışında kalanların dünyaya böyle bir iyilik yapma imkanları yoktur. Çünkü hayatlarına hakim olan ilkeler ilâhi vasıflarını yitirmiş nefsin ve şeytanın telkinlerine açık hale gelmiştir. Güç kazanan kötülükle bir çatışmaya girmektense anlaşarak yaşamayı tercih etmişlerdir. Fakat bu anlaşma her geçen gün kötülük lehine dönmekte tam bir ahlâksızlığın çirkinliğin hakimiyetine doğru gitmektedir. Zamanımızda dünyanın yaşadığı kısır döngü de budur.

İşte bu yüzden müslümanların belki de her zaman olduğundan daha temkinli hareket etmeleri gereklidir. Çünkü bugün küçülmüş bir dünyada ve imrendirici görüntüleri yüzünden zararlarını önceden tahmin edemediğimiz bir hayat anlayışının tesiri altında yaşıyoruz. Yıllar içinde göze batmayan çok küçük tavizler veriyor ve sonra büyük değişikliklerle karşılaşınca o noktaya nasıl geldiğimize şaşırıyoruz.

Fakat kötü ahlâkın İslâm’la imanla bir arada yaşaması mümkün değil. Bu nedenle müminler bir hata işlediklerinde hemen acısını hissederler. Bu acıyı hissetmek iyi bir durumun göstergesidir. Şüphesiz sonradan acıya yol açacak hataları işlememek en iyisidir. Fakat insan bir yandan kendi nefsiyle bir yandan başkalarının ve şeytanın hileleriyle mücadele etmektedir. Bu şartlarda onun hatasız kusursuz olması da beklenemez. Bu hataların bir tesellisi değildir fakat en büyük sorun vicdanın susmasıdır. Hatalar yanlışlar günahlar karşısında vicdanın tepkisiz kalması rahatsız olmamasıdır.

Eğer kötülüğü ayırt eden vicdan zarar görürse büyük kötülüklerin de yolu açılır. İnsan doğruyu yanlıştan iyiyi kötüden güzeli çirkinden ayırt edemez hale gelir. Nihayetinde insanın hayatta kalmak karnını doyurmak zevklerini tatmin etmekten başka bir gayesi kalmaz. İnsan bu gayenin önüne çıkan her engeli her ne şekilde olursa olsun yıkmak ister. Çünkü ona göre yalnızca kendi hayatı kıymetlidir ve başkalarının hayatı ancak onun hayatına hizmet ettiği sürece gereklidir.

İnsanların hayatı üzerinden yapılan işlerin nasıl büyük bir organize güç haline geldiğine dikkat edilirse bu halin ulaştığı vehamet daha net görülür. Günlük bir deyişimiz olan “Allah’tan korkmamak kuldan utanmamak” hâlidir bu. Allah’tan korkmayan kuldan utanmayanı kötülük işlemekten ne alıkoyar ki!

Her şeye rağmen kötünün süsüne aldanmayanlara kötülüğün yollarına uzak duranlara kendini kötülüğe adayanların bir tesirleri olmaz. Fakat bugün iyilerin içinde bulunduğu bir yakalanmışlık hali bütün dünyanın da bunalım yaşamasına sebep olmaktadır. İyilerin iyiliğin tekrar güç bulmasıyla bu bunalımdan çıkmak mümkün olacaktır. Bu noktada önemli olan ilkelerimizi hatırlayarak kendimize gelmemizdir.

Hz. Huzeyfe r.a.’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte dünya sevgisi bütün hataların başı olarak bildirilmiştir. Dünyaya bir imtihan yeri olmasının ötesinde itibar etmek ondaki nimetlerden pay almak için gözü karartmak müslümanın panzehiri kalkanı olan ahlâkını zayıflatmakta direncini azaltmaktadır. Korkmaz utanmaz çekinmez insanlardan olmamak için atılan her bir adımın nereye varacağının hesabının yapılması Mevlâmızın emir ve yasaklarına uygunluğuna dikkat edilmesi gerekir.

Öyle ki bu emir ve yasaklar bütün insanlara ve bütün zamanlara yöneliktir. Ferdin ve toplum hayatının huzur ve güven içerisinde sürdürülebilmesi de bu emirlere uymaya bağlıdır. Mesela “gözleri haramdan sakınmak” emrinin yerine getirilmesi çok büyük sorunların da halli anlamına gelir. Çünkü gözlerin haramdan sakınıldığı bir yerde alıcı olmayınca kötülük tacirlerinin üreteceği satacağı bir şey de olmaz. Aksi durumda bu emri yerine getirmekte gösterilen zafiyet yeterince titizlenilmemesi haramın da gözlerden sakınılmaması sonucuna ulaşır.

Bundan sonrası artık utanmazlıktır ar damarının çatlamasıdır. Bu hâle düşünce doğrular ilkeler prensipler sözde kabul edilseler bile anlaşılamaz içselleştirilemez hale gelirler. Sonuçta emir ve yasaklara riayet etmek bir formalite olur ki İslâm’ı bu halde yaşamak gün geçtikçe zorlaşır. İbadetler terkedilmeye yeni durumlar için kılıflar bulunmaya başlanır.

Bu bir hastalık halidir. Müminin kalbi bu hastalığa yakalanmadığı sürece şaşırıp yolunu değiştirmesi mümkün değildir.

Bu halin bir an önce düzeltilmesi ahlâkta meydana gelen hasarın tedavi edilerek dinin aşkla ve şevkle yeniden ifa edilmesi için yardım almak gerekir. Dünyanın en büyük batağına batmış da olsa bir müminin dönüp geleceği yer her zaman mevcuttur ve kapılar sonuna kadar açıktır. Kötü ahlâkın yok ediciliği yanında bunlar ümit kapılarıdır yeniden oluş tazelenme kapılarıdır.

Semerkand

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: