“Allahu Teâlâ’nın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır.

1622004_453700991423046_1880391061_n
Kalp, kişide gözle görülemeyen özel bir kuvvettir. Diğer bir ifadeyle, ‘gönül’den bahsediyoruz. Bedenimizdeki tüm organlar ‘gönül’ diye bildiğimiz kalbin emri altında toplanmıştır. İnanan da, inanmayan da, ahlaklı olan da, ahlaksız olan da kalbin ta kendisidir.

İşte bu nedenle, kalbin temizlenmesi ve ardından da bu temizliğin sürekli hale getirilmesi şarttır. Fazla kilolardan kurtulmanın yolu nasıl perhiz yapmak, yediğine içtiğine dikkat etmekse kalbi temizlemenin ve saflaştırmanın yolu da kalbe giren şeylere dikkat etmektir. Kalbi temizlemek için riyazet ve mücahede lazımdır.

Nefis, haramları ve yanlışlara meyleder. Bu yüzden haram ve mekruhlardan, yapılması uygun olmayan davranışlardan kaçınmak gerekmektedir.
Riyazet, bir kenara çekilip her türlü zevkten uzak kalmak şeklinde anlaşılmamalıdır. Eski dönemlerde riyazeti, inzivaya dönüştürerek uygulamak adet ise de bu anlamda uygulayan tasavvuf ehli de vardır. Evet, sosyal hayatın içinde kalınarak da riyazet yapılabilir.

Mücahede ise nefisle cihad etmek ve istemediği şeyleri yapmak, Allah’ın rızası için onu yormak demektir. Nefsimiz, iyi olanı ve ibadeti yapmak istemez. Bunun için de iyilikleri çoğaltarak ve ibadet ederek kalbi temizlemekten başka çare yoktur.
Bedensel hastalıklarımız için acı ilaçları kabulleniyoruz da gönlümüzün huzuru ve daha da önemlisi ebedi kurtuluşumuz için manevi reçeteleri neden kabulde zorlanıyoruz? Bunun önemi daha mı az?

Kalbin Temizliği Farzlara Riayetle Ölçülür

Günahlar kalbi karartır. Diğer yandan da farzların yerine getirilmemesi, ibadetlerin aksatılması da günahlara karşı müminlerin dayanıklılığını azaltmaktadır.

En önemli farz ibadet, namazdır. Namazın farziyeti açıkça Kuranı Kerim’de bildirilmiştir. Dolayısıyla namazı küçümseyerek; “Sen kalbime bak! Benim kalbim temiz”(!) tarzı yaklaşımlar, eksik ve hatalıdır. Çünkü kalbin durumu, yapılan iyilik, ibadet ve farzların yerine getirilmesiyle ortaya çıkar. Üstelik günahlar içindeyken bile “kalbime bak, bu yeterli” demek yanlıştır.

Namaz kılmamak, büyük günahların en büyüklerinden birisidir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır: “Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tövbe ederse, o leke silinir. Tövbe etmeyip tekrar günah işlerse o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalp, kapkara olur.” (Harâiti)

İmam-ı Rabbani Hazretleri buyuruyor ki: “Allahu Teâlâ’nın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktır. İmanın alameti, dinin emirlerini severek yapmaktır. Kalp, sevgi yeridir. Sevgi bulunmayan bir kalp ölmüş demektir. Kalpte, ya dünya sevgisi veya Allah sevgisi bulunur. Allah’ı anarak, ibadet yaparak, kalpten dünya sevgisi çıkarılınca, kalp temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar.”

“Günah işleyince, kalp kararır, hastalanır, dünya sevgisi yerleşir ve Allah sevgisi gider. Kalbin bu hali, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar. Bir bardaktaki hava çıkmadıkça içine su girmez. İçine su koyunca da bu suyu çıkarmadan başka şey koyulmaz. Kalp de bardak gibidir. Kalbi, Allah sevgisiyle doldurmak için başka her şeyi temizlemek lazımdır. Bir kalpte iki veya daha fazla sevgi bulunamaz. Kuranı Kerim’de, ‘Allah, insanın içinde iki kalp yaratmamıştır.’ buyruluyor.” (Ahzab; 4)

“Haram işleyenlerin, ‘sen kalbime bak, kalbim temiz’ demeleri yanlıştır. Kendini ve Müslümanları aldatmaktır. Ancak dinin emir ve yasaklarına uyanın kalbi temiz olur. Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) ‘Günaha devam edenlerin zamanla kalbi mühürlenir. O, artık sevap işleyemez olur.’ buyuruyor.” (Bezzar)

Kalbin Allahu Teâlâ’dan başka şeyleri sevmesi onu karartır, paslandırır. Bu pası temizlemek lazımdır. Temizleyicilerin en iyisi Sünneti Seniyye’ye uymaktır. Sünneti Seniyye’ye uymak, nefsin kalbi karartan isteklerini yok eder.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki: “Kıyamet günü kulun ilk sorguya çekileceği ibadet namazdır. Namaz düzgün ise diğer amelleri kabul edilir. Namaz düzgün değilse hiçbir ameli kabul edilmez.” (Taberani) “Namaz kılmayanın ibadetleri kabul olmaz.” (Ebu Nuaym) “Namaz dinin direğidir, namazı terk eden dinini yıkmış olur.” (Beyhaki)
Allah (celle celaluhu), Kuranı Kerim’de: “… Muhakkak namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor.”
(Ankebût; 45)

Görülüyor ki namaz, kişiyi kötülüklerden uzak tutarak, ahlaki anlamda yüceltiyor. Kişi namaz kılmaya devam ettiği halde, ahlaki anlamda olumlu yönde gelişme göremiyorsa bu durumun sorumlusunun kendisi olduğunu bilmelidir.

Nitekim Maûn sûrei celilesinde Allah (celle celaluhu); “… veyl olsun o namaz kılanlara! Onlar ki kıldıkları namazdan gafildirler.” (Maûn, 4-5) buyurur. Anlaşılıyor ki; namazda, insanı kötülüklerden koruyan manevi bir kuvvet vardır. Bu kuvvet öyle bir kuvvettir ki hakkıyla eda edilmediği zaman, kul kendini günahlara karşı maalesef koruyamamaktadır.

Kalp Namazla Temizlenir!

Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) “gözümün nuru” diye ifade ettiği namaz; Allahu Zülcelal’in açık bir emri olup her durum ve şart altında mutlaka yerine getirilmelidir. Mümin namazını dosdoğru kılmaya çalışmalı, iyiliği doğruluğu kendine şiar edinirken, kötülükten de kaçınmalıdır.
Tüm bu koşullar yerine getirildikçe, kalp üzerindeki kirler bir bir azalacak, bu sayede de namazın hikmeti ve meyveleri yaşanabilecektir.

Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:
— Ne dersiniz, birinizin kapısı önünde bir nehir olsa, o kimse bu nehirde, günde beş defa yıkansa kir diye hiçbir şeyi kalır mı? Ashap;
— Kir namına hiçbir şey kalmaz, dediler. Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) de;
— İşte, beş vakit namaz da böyledir. Allah, bunlar sayesinde günahları siler. (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai)
O halde, namaz ve gönül temizliği arasında birebir ilişki bulunmaktadır. Zaten Allahu Zülcelâl de insanlara faydası olanı emretmiş, doğru yoldan ayıracak tüm tali yolları kapatmış ve yasaklamıştır.
İşte, kalp temizliği için en büyük araç bizzat Peygamber Efendimizin de (sallallahu aleyhi vesellem) uyguladığı namaz olmuştur. Kişi hakkını vererek ve dosdoğru kıldığı takdirde, namazın ahlak üzerindeki değişimlerine bizzat şahit olur.

Bunun için ise namazın doğru ikame edilerek, namazdan gafil olmamak gerekmektedir. Namaz bir ölçüdür. Bu ölçünün doğru ölçülmesi de doğru sonuçlar getirecektir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: