Mümin insan nezaket sahibidir, kibardır..‏

1382994_674884892536313_1429831120_n
Cenab-ı Mevlâ, her şeyi güzel yaratmıştır. İnsana da madden ve manen en güzel şekli vermiş ve ondan yaratılışındaki bu güzelliği muhafaza etmesini, kemale ermesini istemiştir. Peygamberler gönderip örnek göstererek de nasıl yapabileceklerini öğretmiştir.

Mücella dinimizin gayesi de insanı kötü, çirkin huylarından temizleyip güzel ahlâka ulaştırmaktır. Bu dini bize bildiren Fahr-i Kâinat s.a.v. Efendimiz güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildiğini bildirmiştir.

Efendimiz s.a.v. en yüce, en güzel ahlâka sahiptir. Kur’an-ı Kerim’de O’nun için: “Şüphesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin.” (Kalem, 68) buyurulmaktadır. Yani insanlığı hayırlara ulaştıracak pek güzel huylara, yüce bir karaktere, maneviyata sahipsin denilmiştir.

Kur’an’da güzel ahlâk adına bildirilen bütün özellikler en kâmil haliyle Rasulullah s.a.v. Efendimiz’de mevcuttur. Hz. Aişe r.a. Validemiz’e O’nun ahlâkı sorulduğunda “Kur’an okumuyor musunuz?” demiştir. “İşte O’nun ahlâkı Kur’an’dır.”
Kur’an’ı anlayan Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in nasıl bir ahlâka sahip olduğunu anlar, güzel ahlâkın ne demek olduğunu bilir. Dinimizin ahlâkı anlatan fasıllarında da bu yüce ahlâkın ne tür özellikleri kapsadığı tek tek anlatılmıştır. Bizim vazifemiz bu ahlâkı öğrenmek ve edinmektir. Kötü, çirkin bütün huylarımızdan kurtulmaya çalışıp iyi, güzel huylarlarla vasıflanmaktır.

Enes b. Malik r.a Hazretleri’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Rasulullah s.a.v. Efendimiz’e “Ya Rasulallah, hangi mümin daha faziletlidir?” diye sorulmuştur. Bu soruya karşılık Efendimiz s.a.v.: “En güzel huylusu hangisi ise en faziletlisi odur.” buyurmuşlardır. Ayrıca Ashabına da şöyle buyurmuşlardır:

“Siz, mallarınızla insanlara bolluk getirecek durumda değilsiniz. O halde onlara güler yüzle, güzel huyla bolluk gösterin.”

Güzel huy sahibinin en temel özelliği AllahTealâ Hazretleri’nden duyduğu haşyettir. Böyle bir insan Allah Tealâ’nın büyüklüğünü idrak edip O’nun kulluğuna layık olamamak endişesiyle kalbi ürperir, korkar. İşte o güvenilir, itimada layık insandır. Ondan kimseye zarar gelmez. Allah Tealâ katında insanları ayıran husus, bu özelliğe sahip olup olmamalarıdır.

“Şüphe yok ki Allah katında en iyiniz Allah’tan en çok ittika edeninizdir (Allah’a karşı gelmekten sakınanınızdır).” (Hucurat, 13)

Huyu güzel olan bir kul, Allah Tealâ’nın bütün emirlerini yerine getirmeye çalışır. Yasak ettiği işleri yapmaktan, sözleri söylemekten uzak durur. İbadetlerinin bir karşılığa layık olduğunu düşünmeksizin, gösterişe, kibire kapılmaksızın ibadet eder.

İnsanlara karşı bütün davranışlarında edebi muhafaza eder. Onları küçük görmez. Onların da Allah Tealâ’nın kulları olduklarını bilir ve güzel kulluk yapmalarına engel olacak her türlü davranıştan sakınır. Bağışlar, iyilik eder. “İhsan ediniz, şüphe yok ki Allah ihsan edenleri sever.” (Bakara, 195) buyurulmuştur.

İhsan, Allah Tealâ’nın kendisine verdiği nimetlerden sadece Allah Tealâ’nın sevgisini kazanmak için başkalarına bağış yapmaktır. Bu nimetler de yalnızca maddi olanlar değildir. Kur’an-ı Kerim’de bildirilen “… içten ve dıştan sizi nimetine gark etti …” (Lokman, 20) ayetini açıklarken bazı alimler, içteki nimetler huy güzelliğidir demişlerdir.

İnsanların eziyetlerine, cefalarına tahammül edip onlara eziyet etmemek, ağırlık vermemek ihsandır, bağıştır, sadakadır. Rabbimiz bütün yüceliğine ve bizim O’na kulluğumuzdaki onca kusurumuza rağmen bize ihsan etmekte, bizden de ihsan sahibi olmamızı istemektedir.

Yeryüzünü insanların güzel huylarından başka bir şeyle güzelleştirmek de mümkün değildir. Güzel binalar, güzel yollar, evler, bahçeler de olsa kötü ahlâkın hüküm sürdüğü bir yerde güzellikten söz edilemez, öyle bir yerde huzur bulunmaz.

Zünnun Mısrî k.s. Hazretleri’ne “İnsanların en dertlisi, en sıkıntılısı kimdir?” diye sorulduğunda “En kötü huylusudur.” diye cevap vermiştir. Sıkıntılı insanların olduğu bir yerde nasıl huzur bulunabilir ki? Aslî güzelliğini yitirmiş, ahlâkı bozulmuş olanlar ister istemez zarara yol açarlar. Güven vermez, insaflı olmazlar. Başkalarını düşman görür, düşmanca davranırlar.

Fakat İslâm ahlâkıyla donanmış, onun özellikleriyle huylarını güzelleştirmiş olanlar, yaşadıkları her yeri de güzelleştirirler. Hareketleri doğru ve güzeldir, güven verirler. Hiyanetlerinden kuşkulanılmaz. Herkesle güzel görüşür, onların sevgisini kazanırlar. Rasulullah s.a.v. Efendimiz: “Mümin ülfet eder ve ülfet olunur. Ülfet etmeyen ve ülfet olunmayan kimsede hayır yoktur. İnsanların hayırlısı, insanlar için hayırlı olandır.” buyurmuşlardır.

Böyle güzel insanların kalplerindeki saflık yüzlerine yansır. Güleryüzlüdürler. Güleryüzlülüğün sadaka sayıldığı dinimizde böyle insanca bir davranış sürekli sevaba, Allah Tealâ’nın sevgisini kazanmaya büyük vesiledir. Bir müslümanın Allah Tealâ’nın rızasını gaye edindiğini söyledikten sonra böyle bir fırsatı kaçırması akıllıca olmaz.

Mümin insan nezaket sahibidir, kibardır, işlerini mülayemetle yapar, sertlikten kaçınır. Böylece birçok müşkülü de kolaylaşır. Kabalık ise ancak kabalıkla karşılık bulur. Bunun insana yakışan, bir fayda elde etmesini sağlayan bir tarafı yoktur.

Tevekkül sahibi olmak, doğruluktan sapmamak, tevazu göstermek, tok gözlülük, başkaları hakkında iyi düşüncelere sahip olmak, hayasızlık yapmamak, ana-babayı, akrabayı, eşi dostu gözetmek, çalışkan olmak, kanaat etmek gibi İslâm ahlâkının belirttiği güzel huylarla donanmak gerekir. Bu ahlâka aykırı olan özelliklerimizi irademizle kontrol altına almamız mümkündür.

Kendimizi kontrol etmek zorundayız. Çünkü ne kadar ibadet etsek de Rabbimizin şanına layık olmamız mümkün değildir. O’nun bizim için yaptıklarına karşılık vermeye gücümüz yetmez. Sahip olduklarımızın sebebi O’nun lütfundan başka bir şey değildir.

Fakat bizi birçok sebeple seveceğini, bizim yanımızda olacağını bildirmiştir. Bu sebeplere sıkı sıkıya sarılmak gerekir. O’nun bizi sevmesine en büyük vesile güzel ahlâkımızdır.

Mesela Allah Tealâ sabredenlerle beraberdir, onları sever. İnsan, yaşarken zaman zaman acı olaylarla, birtakım sıkıntılarla karşı karşıya kalabilir. Fakat isyan etmeyip sabrederse Allah katında değer kazanır.

İyilikleri de şükürle karşılamalıdır. İyiliklere vesile olan insanlara teşekkür etmesini de bilmelidir. Efendimiz s.a.v.: “İnsanlara şükretmeyen Allah’a da şükretmez.” buyurmuşlardır. Merhametli olmak, acımak, şefkat göstermek de yüce hasletlerdendir. “Yerde olanlara merhamet ediniz ki, gökte olanlar (melekler) da size merhamet etsin.” buyurulmuştur. Bunun gibi dünyalık bir sebebe bağlı olmaksızın din kardeşlerini sevmek de Allah Tealâ’nın rızasına bir vesiledir.

Güzel olmak, güzellikleri yaşamak, ancak güzel huyları edinmekle olur. İnsanın mahşer günü Allah Tealâ Hazretleri’ne dünyadan götüreceği bir şey yoktur. Güzelleşmiş, selamete ermiş bir kalpten başka. “O gün ki ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak, Allah’a selim bir kalp ile varan başka.” (Şuara, 88-89)

Mübarek EROL.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: