HİCRET

Hicret_1433_yili
Mekke’de İslam’ın ilk devirlerinde, Müslümanlar dayanılmaz işkence, zulüm ve eziyetlere maruz kalmışlar ve artık hayat onlar için dayanılmaz bir hale gelmişti. Bunun üzerine İslam’ın intişarının beşinci senesinde, Peygamber Efendimiz (s.a.v) müminlerden bazılarına, Habeşistan’a göç etmelerine izin vermiş, kendisi ve yakın arkadaşları Mekke’de kalarak müşriklerin eziyetlerine göğüs germişlerdi.

İslam dinine girenlerin sayıca çoğaldığını gören müşrikler, şeref ve mevkilerinin yok olacağı korkusuna kapılarak Hz. Peygamber’i (s.a.v) öldürmeye karar vermişler, ona inanan ashabından bazılarını da işkence ve eziyetlerle öldürmüşlerdi. İşte, Rasulullah (s.a.v), ashabına daha fazla işkence edilip can kaybı olmaması için, doğup büyüdükleri şehri, mallarını, mülklerini ve hatta akrabalarını dahi bırakarak, o güzelim Mekke-i Mükerreme’yi terk ederek Medine-i Münevvere’ye miladi 622 yılında hicret etmişlerdir.

MÜMİN HER AN HİCRET HALİNDEDİR

Mümin her an hicret halindedir, daha doğruya, daha güzele doğru yürüyüş, daha ileri menzillere ulaşmak için sefer halindedir. Bu bazen beldeden beldeye doğru mekan değişikliği, bazen iç alemin bir menzilinden öteki menziline doğru hal değişikliğidir. Bütün hayat, bir yolculuktur, insan da yolcu. Önemli olan bu yolculuğu hayırlı bir kulvarda ve hep hayra doğru sürdürmektir. O yüzden hicret, sadece sosyolojik değil; aynı zamanda psikolojik imkan değişikliğidir. İç alemde yapılacak hicretlere engel hale gelen topraklarda yapılacak tek hicret, oraları terk etmektir.

KÖTÜ HUYLARDAN İYİ HUYLARA HİCRET

Birçok ayet ve hadislerle üzerinde durulan “iyi niyet”, “anne-babaya iyilik” gibi birçok amel, peygamber lisanıyla “hicret” ayarında ameller olarak ifade edildiği gibi, zor şartlar altında (fitne ortamında) dinin her tatbikinin bir hicret olduğu, anne ve babaya yapılacak bir hizmetin hicretten daha ehemmiyetli ve faziletli olduğu belirtilmiştir.

Şüphesiz amellerin kıymeti niyetlere göredir. Kimin niyeti neye ise, eline geçecek olan da odur. Hicret de dini bir vecibe olduğuna göre, buradaki niyet Allah rızasını taşımıyorsa, makbul olmayacağı ayetlerden ve hadis-i şeriflerden anlaşılmaktadır. Nitekim Rasulullah’ın (s.a.v), “Küçük cihattan büyük cihada döndük” (Beyhaki) buyurmaları, asıl mücadelenin nefisle olan mücadele olduğuna, maddeden manaya, nefsin arzu ve isteklerinden, Allah ve Rasulü’nün (s.a.v) emirlerine yönelmeye olduğunu beyan buyurmuşlardır. İşte, gerçek hicret, nefisle mücadele ederek kötü huylardan iyi huylara, hoş olamayan alışkanlıklardan iyi ve güzel olan alışkanlıklara ulaşmaktır.

BUGÜN NASIL MUHACİR OLACAĞIZ?

O halde bugün hicreti nasıl anlayacağız? Ya da bugün nasıl muhacir olacağız? Bugün de günahlardan hicret ederek muhacir olunur. Asıl hicret de günahlardan hicrettir. Nitekim Efendimiz (s.a.v) “Hicret iki türlüdür; biri kötülüklerden hicret, diğeri de Allah ve Rasulü’ne hicrettir” (Taberani) buyurmuşlardır. Diğer bazı hadislerinde de hicret hakkında şöyle buyurmuştur: “… Hicret kötülüğü terk etmendir.” (Ahmed b. Hanbel) “Hakiki muhacir, hata ve günahları terk edendir.” (İbn Mace) “Hakiki muhacir, Allah’ın haram kıldığı şeyleri terk eden kimsedir.” (Ebu Davud) “Hicret hususunda en faziletli olan nedir ey Allah’ın Rasulü?” diye soranlara, Rasulullah’ın (s.a.v) cevabı şöyle olmuştur: “… Rabbim’in hoşlanmadığı tüm şeyleri terk etmendir.”
(Ahmed b. Hanbel)

Efendimiz (s.a.v), yukarıdaki hadis-i şerifte hicrete farklı bir mana yükleyerek hakiki muhacirin Cenab-ı Hakk’ın yasakladığı şeylerden uzak duran insan olduğunu ifade eder Hicreti zahir ve batın olarak ele alırsak, zahir yönünü onun Allah için düzenlenen seferler oluşturur; batıni yönünü de günahlardan içtinap…

İYİLERLE BİR ARADA OLMAK İÇİN HİCRET

Şu bir gerçektir ki, tüm günah ve manevi hatalardan uzak kalmak isteyen kimse, oturduğu muhite, ikamet ettiği yere de çok dikkat etmelidir. İyi komşu, iyi arkadaşlar seçmelidir. Kötü ve ıslah olmak bilmeyen insanlardan uzaklaşmalıdır. Nitekim Rasulullah (s.a.v) bu hususta sahabelerine şöyle bir kıssa anlatmıştır:

“Sizden önce yaşayanlar arasında, doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Bu adam bir ara yeryüzünün en bilgin kişisini sordu. Kendisine bir rahip tarif edildi. Adam ona kadar gidip, doksan dokuz kişiyi öldürdüğünü, kendisi için bir tövbe imkanının olup olmadığını sordu. Rahip, ‘Hayır, yoktur!’ cevabını verdi. Bu kestirme cevaba kızan adam, onu da öldürüp cinayetini yüze tamamladı. Adamcağız, insanlara yeryüzünün en bilgin kişisini sormaya devam etti. Kendisine alim bir kişi daha tarif edildi. Adam ona gidip, şimdiye kadar yüz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tövbe imkanı olup olmadığını sordu. Alim zat, ‘Evet, vardır. Seninle tövben arasına kim perde olabilir ki?’ diye cevap verdi ve ekledi: ‘Ancak, falan memlekete gitmelisin. Zira orada Allah’a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine dönmeyeceksin. Zira orası kötü bir yer’ dedi. Adam yola çıktı. Giderken, yarı yola varır varmaz, ölüm meleği gelip ruhunu aldı. Rahmet ve azap melekleri adam hakkında ihtilafa düştüler. Rahmet melekleri, ‘Bu adam tövbekar olarak geldi. Kalben Allah yönelmişti’ dediler. Azap melekleri de, ‘Bu adam hiçbir hayır işlemedi, dediler. Onlar böyle çekişirken insan suretinde başka bir melek yanlarına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar. Hakem onlara, ‘Onun çıktığı yerle, gitmekte olduğu yerin arasını ölçün. Hangi tarafa daha yakınsa, ona teslim edin’ dedi. Ölçtüler ve gördüler ki, gitmeyi arzu ettiği iyiler diyarına bir karış daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri aldılar.” (Buhari)

Peygamberimiz’in (s.a.v) hadisinden de anlaşılacağı üzere dinin hükümlerini yerine getirmek ve kurallarını yaşamak için, ikamet edilen muhitin çok önemi ve faydası vardır. Eğer oturulan muhit, günah ve kötülüklerden uzak iyi insanlardan oluşuyorsa, orada Allah’ın ve Rasulü’nün emirleri rahatça yerine getirilebilir. Bunun aksi ise, oradan hicret edip, İslam’ın hükümlerinin yaşandığı yere, beldeye veya en azından yaşamak isteyenlere engel olunmayan yerlere hicret edilebilir. Zira Rasulullah (s.a.v) bu hususta, “Kişi dostunun dini üzerinedir. Öyle ise her biriniz, dost edindiği kimselere dikkat etsin.” (Ebu Davud) buyurarak oturulan muhitte komşu ve arkadaşlara dikkat edilmesi gerektiğini açıkça belirtmişlerdir.

Hüseyin OKUR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: