SİNİRLİ OLMA SINIRLI OL

1491621_616209851806954_637512489_n
Çok sevdiğimiz ve kendimize çok yakın bulduğumuz arkadaşımızla hemen her şeyimizi paylaşmak, ona anılarımızı anlatmak, içimizi dökmek isteriz. Arkadaş olmanın en tabi sonucudur bu aslında. Paylaşmak… Derdi, kederi, sevinci, mutluluğu… Olur olmaz şeylere beraber az gülmemişizdir. Veya arkadaşımızın bir sorununa günlerce üzülüp hal çaresi aramışızdır. Bizi bir arada tutan duygusal paylaşımlardır bunlar. Ancak bazen her şey normal giderken bir de bakarız ki kankimiz bizi incitmiş, kalbimizi kırmış. Hem de anlattıklarımızı, sırlarımızı kullanarak… Allah kimsenin başına vermesin, arkadaşın da vefalısını nasip etsin sevgili arkadaşlar. Kankimize kızmasına kızarız da biraz düşününce bu arkadan vurmayı açıklarken kendimizi de suçlarız. “Belki de ben hata yaptım. Ona her şeyimi açtım. En gizli sırlarımı paylaştım. Bundan böyle kimseye güvenim kalmadı” tarzı cümleleri kurarken gayet samimiyizdir. Lakin ilerleyen süreçte bu sözde durmaya çalışsak da sevdiklerimize karşı kayıtsız kalamaz, yine yakın çekim muhabbete dalarız.

DÜRÜSTLÜK HER AKLINA GELENİ SÖYLEMEK DEĞİL

Psikolojik Danışman Fatma Ülger gençlerin hayatın diğer alanlarında olduğu gibi duygularını ve değerlerini de abartılı yaşadıklarını belirtiyor ve ekliyor: “Ya sınır bırakmadan samimiyet ya da uzaklaşma… Genç dürüst olmak adına bütün sırlarını paylaşır ve arkadaşlarının da aynı şekilde davranmasını bekler. Onların da kendisi gibi her şeyi paylaşmalarını ister. Aradığını bulamayınca birden uzaklaşır ve küskünlük yaşayabilir. Bunun bir ölçüsü olmalıdır. En azından samimi olduğumuz kişinin mahremiyet sınırlarına saygı duyarak arkadaşlığımızı sürdürebilmeliyiz.”
Şu sınır meselesine biraz daha yakından bakalım dilerseniz. Ülkelerin olduğu gibi insanların da sınırları var. Arkadaşımız, bizim o özel sınırımızı geçtiğinde adeta ülke sınırlarını ihlal eden komşu ülke durumuna düşer. İlişkiler bozulur, gerginlikler yaşanır. Sınırlar aslında bizi tanımlar, kim olduğumuzu veya olmadığımızı belirler. Sınırlarımız karşımızdakiyle iletişime geçecek kadar saydam, tehlikeleri uzak tutacak kadar sağlam olmalı. Bir anlamda olası hayal kırıklıklarına karşı önlemimizi almalıyız. Hz. Ali’ye (r.a) ithaf edilen şu söz bu konuyu çok veciz bir şekilde ifade ediyor: “Dostlukta aşırı gitme, kim bilir belki o dostun bir gün düşmanın olur; düşmanlıkta da aşırı gitme, kim bilir belki o düşmanın bir gün dostun olur.”

SINIRLAR SIRLARA ENGEL Mİ?

Şimdi diyeceksiniz ki “Sırlarımı kiminle paylaşayım o zaman? Yakın arkadaşımla da mesafe koyarsam kiminle dertleşeceğim?” Bu noktada özelinizi paylaşacağınız kişinin kim olduğu, nasıl bir karaktere sahip olduğu önem taşıyor. Laf taşıyan, alaycı, yalanı alışkanlık haline getirmiş kişiler; arkadan vurmaya meyillidirler. Fatma Ülger’in bu konudaki tespitleri ise şöyle: “Gençler -genel değerler bütününü göz önünde bulunduracak olursak- yalan söylememek, sözünde durmak, merhametli olmak gibi konularda eksik olan arkadaşlarıyla sırlarını paylaşmamalılar. Çünkü bu tür arkadaşlar, duygularını dorukta yaşadıkları için kişiyi acımasızca eleştirebilir ve verilen sırrı açığa çıkartıp alay edebilirler.”
Uzun süreli sağlam arkadaşlıklar öyle kolay kurulmuyor, zaman alıyor arkadaşlar. Sır alışverişi birbirini iyice tanıyıp güven duyduktan sonra gerçekleşebiliyor. Henüz yeni tanıştığımız birine ailevi sıkıntılarımızı nasıl anlatmazsak tanıyıp güvendiğimiz arkadaşımızdan da günlük yaşantımızı saklama gereği duymayız. Yeri gelir içimizi hesapsızca dökebiliriz. Dostluğun gereği de budur zaten. “Şimdi bunu söylesem ne der, ne düşünür?” diye hesap yapmadan iç sesini olduğu gibi aktarabilmek, tabii aynı samimiyetle karşımızdakini dinleyebilmektir. Bu tip dostluklar artık çok ileri bir boyutta, kardeşlikten öteye geçmiş ilişkilerdir. Hepinize sadık, salih ve candan arkadaşlıklar; kadim dostluklar dileklerimi sunarken konuyla ilgili ailevi boyutları kutucuğumuzdan okumadan geçmeyin derim.

AİLEME GELSİN

Psikolojik Danışman Fatma Ülger: “Tabii ki iletişimi, içinde bulunduğumuz ailede öğreniyoruz. Çocuğumuz ister 2 ister 12 yaşında olsun bizimle paylaşmak istemediği düşünceleri konusunda ısrarlı olmaz isek o da arkadaşının özelleri konusunda ısrarcı olmaz ve saygı gösterir. Kendini kolayca ifade edebilir. Kendisini kabullendirmek adına aşırı vericilikle birlikte samimiyet sınırlarını aşmaz. Samimiyetin ölçüsü kişiye göre değişir. Samimiyeti kendine zarar verecek boyutlara geldiğinde (samimi olduğu kişinin kontrolü altına girmeye başladığını hissettiğinde, kişisel özgürlüğü kısıtlandığında, diğer arkadaşlarıyla ilişkisi bozulduğunda) tehlike çanları çalıyor demektir. Gençler ergenlik döneminde samimiyetin dozunu ayarlayamayabilir. Ve bunun neticesinde acı çekebilir. Biz büyükler olarak onların her zaman yanında olduğumuzu hissettirerek onların bu güveni tecrübe etmelerine izin verebiliriz.

Nurbahar AYDIN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: