ANNE BABA RIZASINI KAZANMAK

DSC_0015(4)

Dünyaya gelmemize vesile olan anne babalarımız bizlerin büyümesi, yetişmesi, ailesine, nesline, nefsine ve topluma yararlı insanlar olması için yememiş yedirmişler, giymemiş giydirmişler, hasta olduğumuz zaman bizlerden daha çok hasta olup gecelerini gündüz etmişler ve daha sayamayacağımız nice nice fedakarlıklara katlanmışlardır. Efendimiz (s.a.v), “Cennet annelerin ayakları altındadır” (Kudai, Müsned) buyurarak cennete ve ilahi rahmete vasıl olmanın yolunun, anne ve babanın rızasını kazanmaktan geçtiğini bizlere bildirmiştir.

Allah (c.c) sadece kendisine ibadet edilmesini emrettikten sonra hemen arkasından anneye babaya iyilikte bulunulmasını, itaat edilmesini emrediyor. Anne babanın, çocuklarının yanında ihtiyarlamaları halinde, çocuklarının onları söz ile dahi incitmemelerini ve onlara tatlı sözler söylemelerini istiyor. Bu da anne babaya itaatin İslam’da ne kadar önem taşıdığını gösteriyor.

Anne babaya iyilikle muamele etmenin önemi hususunda birçok hadis-i şerif zikredilmiştir. Bu hadislerin birinde Rasulullah (s.a.v), “Burnu yere sürülsün. Tekrar burnu yere sürülsün. Tekrar burnu yere sürülsün” buyurmuştu. Sahabiler, “Ey Allah’ın Rasulü, kimin burnu yere sürülsün?” diye sorulduklarında Efendimiz (s.a.v), “Anne ve babasına veya onlardan birine yaşlılıklarında kavuşup da (onlara hizmet ederek) cennete giremeyen kimsenin…” buyurmuştu. (Müslim)

ANNE HAKKINI HELAL ETMEDİĞİNDE

Enes b. Malik (r.a) anlatıyor: “Alkame adında bir genç vardı. Çok çalışkan ve hayırsever biriydi. Bir gün çok şiddetli bir hastalığa tutuldu ve hastalığı gitgide arttı. Alkame hanımını Rasulullah’ın (s.a.v) yanına göndererek, ‘Eşim çok hasta; neredeyse ruhunu teslim etmek üzere’ demesini söyledi. Hanımı geldi ve Rasulullah’a (s.a.v) kocasının durumunu anlattı. Rasulullah (s.a.v) Bilal, Ali, Selman ve Ammar’ı (r.a) yanına çağırarak ‘Alkame’nin yanına gidin ve durumuna bir bakın’ dedi. Onlar hep birlikte Alkame’nin (r.a) yanına gittiler. Hepsi, ‘Ey Alkame, La ilahe illallah, de!’ diyorlardı. Ancak onun bir türlü dili buna dönmüyordu. Onun ölmek üzere olduğunu anlayınca, durumu bildirmek üzere Hz. Bilal’i (r.a) hemen Rasulullah’a (s.a.v) gönderdiler. Nebi (s.a.v) ‘Alkame’nin hayatta olan anne veya babası var mı?’ diye sordu. Bazı sahabeler, ‘Babası öldü, ancak yaşlı bir annesi var’ dediler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v) ‘Ey Bilal! Alkame’nin annesine git ve benden ona selam söyle. Ona de ki ‘Eğer Rasulullah’ın (s.a.v) yanına kadar yürümeye gücün yetiyorsa gel, yok gelemiyorsan Rasulullah senin yanına gelecektir’ buyurdu. Bilal hemen Alkame’nin (r.a) annesinin yanına gitti ve Rasulullah’ın söylediklerini aktardı. Kadın, ‘Canım onun canına feda olsun! Onun ayağına gitmek bana düşer’ dedi ve bastonunu alarak Rasulullah’ın (s.a.v) yanına geldi. Nebi (s.a.v) ona ‘Bana doğruları söyle, eğer yalan söylersen Allah’tan bana vahiy gelir’ dedi ve, ‘Oğlun Alkame nasıl biriydi?’ diye sordu. ‘Ey Allah’ın Rasulü! O şöyle namaz kılar, şöyle oruç tutar ve adedini bilemeyeceğim kadar çok sadaka verirdi.’ Bu sefer Rasulullah (s.a.v), ‘Peki, aranız nasıldı?’ diye sordu. Kadın, ‘Ey Allah’ın Rasulü! Ben ona dargın ve kızgınım’ dedi. Rasulullah (s.a.v), ‘Hangi sebepten ötürü?’ diye sordu. Kadın ‘O hanımını bana tercih etti. Bütün işlerde onu dinler, benim dediklerime hep karşı gelirdi’ dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v) ‘Annesinin kızgınlığı onun kelime-i tevhidi söylemesine mani oluyor’ dedi. Ardından Bilal’e (r.a), ‘Ey Bilal! Git ve çokça odun topla da Alkame’yi yak!’ dedi. Rasulullah’ın bu sözleri üzerine kadın ‘Ey Allah’ın Rasulü! O benim oğlum. Gönlümün meyvesi. Siz onu benim gözümün önünde yakarsınız da kalbim buna nasıl tahammül eder?’ dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v) ona ‘Ey Alkame’nin annesi! Allah’ın azabı çok daha şiddetli ve ebedidir. Eğer, Allah Teala’nın onu bağışlaması seni sevindirecekse, ondan razı ol. Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah’a yeminle söylüyorum ki, sen ona kızgın ve dargın olduğun müddetçe kıldığı namazları, tuttuğu oruçları kendisine bir faydası olmayacaktır’ buyurdu. Kadın ellerini havaya kaldırdı ve ‘Ey Allah’ın elçisi! Allah’ı, O’nun Peygamberini ve beni buraya getirenleri şahit tutuyorum ki, oğlum Alkame’den razı oldum’ dedi. Rasulullah (s.a.v) Bilal’e (r.a) dönerek, ‘Ey Bilal! Git bak bakalım Alkame ‘La ilahe illallah!’ diyebiliyor mu? Belki Alkame’nin annesi Rasulullah’tan haya ettiği için ‘Oğlumdan razı oldum’ demiştir’ buyurdu. Hz. Bilal (r.a) gidip Alkame’nin kapısına vardığında, içeriden Alkame’nin ‘La ilahe illallah’ diye kelime-i tevhid getirdiğini duydu. Sonra içeri girip odadakilere, ‘Annesinin dargın olması Alkame’nin dilini bağlamıştı. Kelime-i şehadeti söyleyemiyordu. Annesinin ondan razı olması, dilindeki bağı çözdü’ dedi. Alkame o gün vefat etti. Rasulullah (s.a.v) Alkame’nin (r.a) evine gelerek yıkanmasını ve kefenlenmesini emretti. Namazını kıldırdı.” (Beyhaki)

HEM BANA, HEM DE ANNENE BABANA ŞÜKRET

İnsanın dünyadaki en büyük görevi şüphesiz ki, Allah’ın rızasını kazanmaktır. Bundan hemen sonra rızasını almamız gerekenler ise, ana babalarımızdır. “Biz insana, annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer. İnsana buyurduk ki hem bana, hem de annene babana şükret, unutma ki sonunda bana döneceksiniz.” (Lokman, 14)

Ayet-i kerimede Cenab-ı Allah, hem kendisine hem de anne babaya şükredilmesini emretmektedir. Nitekim Rasulullah da (s.a.v) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: “Her kim anne babasını razı, hoşnut ederse, yaratanını da razı etmiş olur. Her kim anne babasını kendisine karşı öfkelendirirse, yaratanını da öfkelendirmiş olur.” (Kenzü’l-Ummal)

Dinimizde anne ve babaya saygı gösterip itaat etmek, Allah’a itaat etmek gibi değerlendirilmiştir. Anne ve babaya karşı gelmek, Allah’a karşı gelmekle aynı görülmüştür. Bundan dolayı Allah’ın rızası ancak, anne ve babanın rızasını ve duasını almakla kazanılabilir. Anne ve babalarımız bizim göz nurumuzdur. Onların haklarını hiçbir şekilde ödeyemeyiz. Bunun içindir ki yüce Allah Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetlerinde anne ve baba sevgisinin önemini, anne ve babaya karşı saygı ve itaatin ne derece gerekli olduğunu gayet açık bir şekilde belirtmiştir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anne babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın onlara ‘öf’ bile deme. Onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve, ‘Rabbim, küçükken beni büyüttükleri gibi sende onlara merhamet et’ de.” (İsra, 23-24)

Anne ve babanın rızasını kazanmak, bir insanın erişebileceği en büyük bahtiyarlıktır. İnsan elde ettiği bu manevi kazancın meyvelerini hayatı boyunca görecektir. Çünkü anne babanın çocukları için gönülden yapacağı dualar makbuldür. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v), “Üç dua vardır ki bunların kabul olacağında hiç şüphe yoktur, mazlumun duası, misafirin duası, anne babanın evladına yaptığı dua.” (Tirmizi)

Hüseyin OKUR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: